Türkmen – Türk Sözlük 2

Sahypalar :    1   –    

Türkmen Türk
öwran-öwran 1. Bir kaç defa.
2. Tekrar tekrar.
3. Art arda.
öwrendekli 1. Alışılmış.
2. Müzmin, kronik.
öwrenişmek Doymak, bıkmak.
öwrenmek 1. Öğrenmek.
2. Alışmak.
öwretmek Öğretmek.
öwrülmek Dönmek, çevrilmek.
öwşün Şule, ışık, parıltı.
öwşün atmak Parıldamak, ışık saçmak.
öwünmek Övünmek.
öwürmek Çevirmek, döndürmek.
öwüsmek 1. Esmek.
2. Renkten renge/şekilden şekle girmek, parıldamak.
öwüşgin Parıltı, ışık.
öwüt Öğüt, nasihat.
öwüt bermek Öğüt vermek, nasihat etmek.
öý Ev.
öýermek Evermek, evlendirmek.
öýkelemek Gücenmek, darılmak, kırılmak.
öýkesiz Öfkesiz, dargın/kırgın değil.
öýlendirmek Evlendirmek.
öýlenmek Evlenmek.
öýme Eşarp, şal.
öýtmek 1. Sanmak, zannetmek.
2. … diye düşünmek.
öýütmek bk. öyt-.
öz 1. Kendi.
2. Öz, asıl.
öz-özünden Kendiliğinden.
özara 1. Kendi içinde.
2. Karşılıklı.
özbaşdak Bağımsız, müstakil, hür, özgür.
Özbek Özbek.
özboluşly Özgün, farklı.
özen Öz, iç.
özge 1. Başka, başkası, diğer, öteki, öbür.
2. Yabancı, başkasına ait.
özgerişlik Değişiklik.
pagta Pamuk.
pagtaçy Pamukçu.
pähim Akıl, fikir, anlayış, sezgi, feraset.
pahyr 1. Yoksul, fakir.
2. Biçare, âciz, zavallı.
3. Rahmetli.
päk Pak, temiz, saf, duru.
päki Ustura.
päkize Pak, temiz, saf, duru.
palçyk Balçık, çamur.
pälwan Pehlivan.
pamyk Pamuk (bitki adı olarak).
panus Fener, lâmba.
papak Kasket, şapka.
para¹ Rüşvet.
para² Parça.
parahat Huzurlu, sakin, sessiz.
parahatlyk 1. Sakinlik, sessizlik, sükûnet, huzur.
2. Barış.
parasat Feraset, akıl, düşünce.
parasatlylyk Ferasetlilik, akıllılık.
parça¹ Parça.
parça² Giyilmemiş elbise, yeni elbise/takım.
parçalamak Parçalamak.
parh Fark.
parlamak Parlamak.
parowoz (Buharlı) lokomotif.
Pars Fars.
partiýa Parti.
parz Farz.
pasyl Mevsim.
paşmak Şansı olmak, kısmeti açılmak.
patrak Kavrulmuş mısır.
paty-puty Ufak tefek ev eşyası; pılı pırtı.
patyşa Çar.
paý Pay, hisse.
paýhas Feraset, anlayış, sezgi, his, zekâ.
paýhasly Ferasetli, anlayışlı, zeki.
paýlamak Bölmek, bölüştürmek, üleştirmek, dağıtmak.
paýlanmak Bölünmek, bölüştürülmek, üleştirilmek, dağıtılmak.
paýlaşmak Paylaşmak, bölüşmek.
paýtun Fayton.
paýtunçy Faytoncu.
peç Soba.
peder Baba.
pel Tarla, arsa, parsel.
pelek Felek, dünya.
pelpellemek Havada kanat gerip durmak, süzülmek.
pena 1. Barınak, sığınak.
2. Himaye eden, koruyan, koruyucu.
3. Yardım.
penje Pençe.
penjek Ceket.
penjire Pencere.
pent Nasihat, öğüt.
perde Perde.
peri 1. Peri, peri kızı.
2. Güzel.
peri-peýker 1. Peri, peri kızı.
2. Güzel.
perişde Melek.
perizat Peri, peri kızı.
perron Peron.
perzent Çocuk, yavru, bebek.
pes 1. Alçak, düşük, basık, aşağı, engin.
2. Alçak, pespaye, süflî, kötü.
peselmek Alçalmak, eksilmek, düşmek, inmek.
peslemek 1. Aşağı inmek, aşağıdan uçmak (kuş, uçak vb.).
2. Sağlığı bozulmak, sağlık durumu kötüleşmek.
pessejik Biraz engin/alçak.
peýda bolmak Ortaya çıkmak, görünmek.
peýda etmek Fayda etmek, fayda vermek.
peýda¹ 1. Fayda.
2. Kâr, kazanç.
peýda² Ortaya çıkma, görünme.
peýdalanmak Faydalanmak.
peýdaly Faydalı.
peýkam Yayın ucu temrenli oku, ok.
peýmana 1. Bardak, kâse.
2. Ölçek.
3. Ecel.
peýmanasy dolmak Vefat etmek, ölmek.
pida Feda olan, kurban.
pida etmek Feda etmek, bir şeyin uğruna canını vermek.
pikir Fikir, düşünce.
pikir bermek 1. Dikkat etmek.
2. Dikkatle dinlemek.
3. Önemsemek, önem vermek.
4. Değer vermek.
pikir etmek Fikretmek, düşünmek, tasavvur etmek, tasarlamak.
pikir eýlemek Fikretmek, düşünmek, tasavvur etmek, tasarlamak.
pikirlenmek Düşünmek.
pil Bel, kürek.
pisse Antep fıstığı.
pişme Pişi.
plan 1. Plân.
2. Program.
planeta Gezegen.
poçta Posta, postahane.
poema Uzun şiir.
poeziýa Şiir.
pogon Apolet, omuzluk.
polat Çelik.
polkownik Albay.
pomidor Domates.
porsamak Pis kokmak, leş gibi kokmak.
port¹ Liman.
port² Kırılgan, zayıf, gevşek.
portfel Çanta.
pos Küf, pas.
post Sınır ve benzeri yerlerde bulunan gözetleme noktası, gözetleme kulesi.
pökgi Top (spor için).
professional Profesyonel.
pudak 1. Dal (ağaç için).
2. Dal, kol, şube.
pugta 1. Sağlam.
2. İyi.
pukara Fakir, yoksul.
pul Para.
pursat 1. Zaman, vakit, an.
2. Fırsat.
puşman Pişman.
puşman etmek Nedamet etmek, pişman olmak, pişmanlık duymak.
pürli İğne yapraklı.
pyçak Bıçak.
pygamber Peygamber.
pyntyk Tomurcuk.
pyrlanyp-pyrlanyp Döne döne.
pyşyrdamak 1. Fısıldamak.
2. Mırıldanmak.
pytramak Dağılmak, yayılmak, saçılmak.
pyýada 1. Adam, insan.
2. Yaya.
3. Satrançta oyun başında ön sıraya dizilen sekiz küçük taş, piyon, piyade.
pyzmak 1. Al aşağı etmek.
2. (Tahttan) indirmek.
radio Radyo.
rahat Rahat.
rast Doğru, gerçek.
raýat Tebaa, uyruk.
razy 1. Hoşnut, memnun, razı.
2. Tatmin olma.
3. Yetinme.
razylaşmak 1. Razı olmak, rıza göstermek.
2. Anlaşmak.
3. Helâlleşmek.
rehimli Merhametli.
rehimsiz Merhametsiz, acımasız.
reňbereň Rengârenk, renk renk.
reňk 1. Boya.
2. Renk.
reňkli 1. Boyalı.
2. Renkli.
resmi Resmî.
rewolýusion Devrim.
reýhan Reyhan, fesleğen.
romantik Romantik.
romantiki Romantizme dayanan, temelini romantizmden alan.
romantizm Romantizm.
rugsat Ruhsat, izin.
ruh Ruh.
Rum Anadolu.
Rus Rus.
sabamak Bitmek, tükenmek.
sabyr Sabır, tahammül.
sabyr etmek Sabretmek, dayanmak, tahammül etmek.
sabyrlylyk Sabırlılık, dayanıklılık.
saç Saç.
saçak Sofra.
saçmak Saçmak, serpmek.
sada 1. Basit, sade, yalın.
2. Sade, alçak günüllü, mütevazî.
3. Anlaşılır, açık.
sadaka Kurban.
sadalyk Sadelik, alçak gönüllülük, mütevazîlik.
sadap 1. Sedef.
2. Düğme.
sadyk Sadık, vefalı.
sag-aman Sağ salim.
sag¹ Sağ, sağlığı yerinde, sağlıklı, sağlam, sıhhatli.
sag² Sağ (yön).
sagat Saat.
sagat Sağlıklı, sağlığı yerinde, sıhhatli, hastalıksız, sağlam.
sagdyn Dinç, sağlam.
saglyk Sağlık, sıhhat.
sagmak Sağmak.
sagry Sağrı, sırt.
sahap Cilt (kitap için).
sähel Biraz, azıcık, az.
sähelçe Azıcık, birazcık.
säher Seher, sabah.
säher bilen Sabahleyin.
sähra Sahra, çöl.
sahy Cömert, eli açık.
sahylyk Cömertlik.
sahypa Sayfa, sahife.
saka 1. Kanalın/ırmağın suyunun bölündüğü yer; su bölünme yeri.
2. Aşık oyununda atılıp oynanan seçme aşık ya da inek veya deve aşığı.
3. Kavşak (yol).
sakçy Muhafaza eden, koruyan, muhafız, bekçi.
sakga Birden, anîden.
sakgal Sakal.
sakgally Sakallı.
saklamak 1. Saklamak, korumak, muhafaza etmek.
2. Gizlemek.
3. (Eline) almak, tutmak.
4. (Hatırda) tutmak.
saklanmak 1. Durmak, duraklamak.
2. Korunmak, saklanmak, muhafaza edilmek.
3. Saklanmak, gizlenmek.
saklaw Muhafız, koruma.
sal Sal (suda).
sala salmak Danışmak, birinin fikrini almak, istişare etmek.
salam 1. Selâm.
2. Selâmün aleyküm, merhaba!
saldyrmak 1. Yaptırmak, kurdurmak.
2. Bir şeyin içine yerleştirmek.
salgy bermek Tavsiye etmek.
salgym Serap.
salkyn Serin, soğuk.
sallamak Salmak, yukarıdan aşağıya bırakmak, indirmek.
sallançak Salıncak.
salmak 1. Yapmak, kurmak.
2. İçine koymak, yerleştirmek.
salym Zaman, vakit.
salynmak 1. Kurulmak, inşa edilmek, yapılmak.
2. Kendisi için kurmak, inşa etmek, yapmak.
Salyr Bir Türkmen oymağının adı.
salyşmak 1. Birlikte çalışmak, iş yapmak, inşa etmek, kurmak.
2. Birlikte koymak, yerleştirmek.
3. Kavga etmek.
4. Çarpışmak, vuruşmak (düşmanla).
saman Saman.
samolýot Uçak.
samsyk Ahmak, aptal, geri zekâlı, serseri.
san Sayı.
sana girmek Adam yerine konulmak.
sanalgysy dolmak Vadesi yetmek.
sanalmak Sayılmak, hesaplanmak.
sanamak Saymak.
sanawaç 1. Çocuk oyunlarında söylenen ahenkli sözler.
2. Ölenin ardından söylenen bir tür ağıt.
sançmak 1. Batırmak, saplamak.
2. İğne vurmak.
sandyk Sandık.
sandyramak Zangırdamak, titremek.
sanly Sayılı gün, az vakit, kısa zaman.
sansyz 1. Hakir/hor görülen, insan yerine konulmayan.
2. Sayısız, çok fazla, haddinden fazla.
sany Adet, tane.
sapa Sefa, zevk, keyif, eğlence.
sapak 1. Ders.
2. Ev ödevi.
sapak almak 1. Ders almak, okumak.
2. Eğitim görmek, öğrenmek, tecrübe kazanmak.
sapaly Zevkli, eğlenceli, keyifli.
saralmak Sararmak.
saramak Sarmak, dolamak, bağlamak.
sarartmak Sarartmak.
saraý 1. Saray, köşk.
2. Şehre gelenlerin dinlenebilmesi için yapılan yer.
3. Hayvan bağlanan geniş avlu.
sargyt 1. Vazife, görev, iş.
2. Tembih.
sargyt etmek Rica etmek, bir işi yapmasını istemek, buyurmak, emretmek.
sarpa 1. Kıymet, değer.
2. Hürmet, saygı.
sarpa goýmak Saymak, hürmet göstermek, saygı duymak, hürmet etmek.
sarpa saklamak Saymak, hürmet göstermek, saygı duymak, hürmet etmek.
sarsmak Sallanmak, titremek, sarsılmak.
sary Sarı.
Saryk Bir Türkmen oymağının adı.
sasi Bozuk, kötü.
sataşmak 1. Rastlamak, karşılaşmak.
2. Buluşmak, görüşmek.
3. Yakalanmak, tutulmak (hastalık vb.).
satmak Satmak.
satylmak Satılmak.
säw Yanlış.
saýa Gölge.
saýa salmak Gölge salmak, gölgelenmesini sağlamak.
saýawan Şemsiye.
saýgarmak Seçmek, gözü iyi almak, farketmek, tanımak, bilmek.
saýhally 1. Düzenli, tertipli.
2. Terbiyeli, uysal.
saýhallylyk 1. Düzenlilik, tertiplilik.
2. Terbiyelilik, uysallık.
saýlamak Seçmek, ayırmak.
saýlanmak 1. Seçilmek, farkedilmek.
2. Bir yerden uzaklaşmak.
3. Yetişip olgunlaşmak, büyümek.
saýmak¹ Saymak, farzetmek, kabul etmek.
saýmak² Pamuk, yün vb. şeyleri değnekle dövmek.
saýramak 1. Ötmek, şakımak.
2. Mutlu konuşmak, sanatlı konuşmak.
3. Güzel türkü söylemek, güzel ses çıkarmak.
saýýat Avcı.
saz 1. Beste, ezgi.
2. Saz (müzik aleti).
sazak Orta Asya’nın kumluk yerlerinde yetişen ve yakacak olarak kullanılan iğne yapraklı bir ağaç.
sazanda Müzisyen, çalgıcı.
sazly Müzikli, müzikal.
sebäp 1. Sebep.
2. Çünkü.
sebäpli -dan/-den ötürü, -dan/-den dolayı.2. Sebepli, sebebi var olan.
sebet Sepet.
sebit Civar, yöre.
seçek Saçak, püskül.
seçekli 1. Saçaklı, püsküllü.
2. Bir şal türü.
seçilmek 1. Saçılmak, serpilmek.
2. Seçilmek.
seçmek 1. Dağıtmak, serpmek, saçmak.
2. Seçmek.
seda Ses, seda.
sedasyz 1. Sessiz, sessiz sedasız.
2. Sessizce.
seki Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set; seki.
sekunt Saniye.
selçeň Sık olarak rastlanmayan, seyrek.
seleň Engin, çok geniş.
selin Kumluk yerlerde yetişen iğne yapraklı, çok yıllık bir bitki.
sem Sessiz.
sem bolmak Suspus olmak, sesini kesmek.
sem etmek Susturmak.
sen Sen.
sene Sene, yıl.
senet 1. Sanat, meslek.
2. Alet edevat, araç gereç.
senetçi Sanatkâr.
senetçilik Sanatkârlık.
sepil Sefalet çeken, sefil, yoksul, muhtaç.
sepilmek Serpilmek, saçılmak.
sepmek Saçmak, serpmek.
ser 1. Baş, kafa.
2. İstek, arzu, heves, meyil.
serçe Serçe.
serdar Başkan, lider, serdar, kumandan, komutan.
seredişmek 1. Bakışmak, karşılıklı olarak birbirine bakmak.
2. Bir işi incelemede yardımlaşmak.
seretmek 1. Bakmak.
2. İncelemek, gözden geçirmek.
sergezdan Serseri, avare, ipsiz, sefil.
sergin Serin.
serhoş 1. Hoşa giden bir şeyden dolayı kendinden geçen.
2. Bir şeyden çok fazla mutluluk duyan.
sermek Sermek, yaymak, açmak.
sermemek Bir şeyi el ile aramak, yoklamak, karıştırmak.
serpaý Takdir edilen, beğenilen bir kimseye giydirilen süslü elbise; hilât, kaftan.
serpmek 1. Açıp bırakıvermek, hızlıca açmak.
2. Serpmek, dağıtarak dökmek, saçmak.
serwi Servi.
ses Ses, seda.
ses bermek Ses vermek, seslenmek, karşılık vermek.
ses etmek Ses çıkarmak, seslenmek.
seslenmek Seslenmek.
setir Satır.
seýil Gezinti, piknik, eğlence.
seýil etmek Geziye çıkmak, piknik yapmak, eğlenmek.
seýran Seyran, gezinti.
seýran etmek Gezinmek, gezintiye çıkmak.
seýrek Seyrek, sık olmayan.
sil Sel, tufan.
silkelemek Silkelemek.
silkinmek Silkinmek.
simap Cıva.
siňdirmek Sindirmek, içine iyice işlemesini sağlamak.
siňe Dikkatle, ilgiyle.
siňe seretmek Dikkatle bakmak, gözden geçirmek, incelemek.
siňek Sinek.
siňmek 1. Sinmek, içine iyice işlemek, nüfuz etmek.
2. Sinmek, saklanmak, gizlenmek.
sinonimdeş Eş anlamlı, anlamdaş.
sitata Alıntı, iktibas.
siz Siz.
sojamak 1. Yorulmak, nefes nefese kalmak.
2. Hızlı hızlı nefes almak/solumak.
sokmak Sokmak.
sol Sol.
soldat Asker, nefer.
solmak Solmak.
soltan Sultan.
soň 1. Sonra.
2. Son.
3. Bir işin arkası/devamı.
sona Yaban ördeği, suna.
soňabaka Sonunda, nihayet, en sonunda.
sonar Geniş otlak, çimen, çayır, çayırlık.
soňky 1. Sonraki.
2. Son, en son.
soňra Sonra, bilâhere.
sorag 1. Soru, sual.
2. Sorgulama, soruşturma.
sorag etmek Soruşturmak, sorgulamak.
soraglamak Sorgulamak, soruşturmak, araştırıp soruşturmak.
soramak Sormak.
sormak 1. İçine çekmek, içmek.
2. Emmek.
sowa 1. Tam üstünden değil de yanından.
2. Biraz uzak, sapa.
sowal 1. Soru, sual.
2. Mesele, problem.
sowal bermek Soru sormak, sormak.
sowamak Soğumak.
sowatly Aydın, münevver, bilgili.
sowatmak Soğutmak.
sowatsyz Okuma yazma bilmeyen, cahil.
sowdep Meclis.
sowet 1. Meclis.
2. Kurul, konsey, şura.
sowgat Hediye, armağan, hatıra.
sowhoz Sovhoz, devlet üretme çiftliği.
sowmak 1. Karşılamak.
2. Yüzünü dönmek, yüz çevirmek.
3. Çevirmek, döndürmek, yönünü değiştirmek.
sowuk Soğuk.
sowulmak 1. Olup geçmek/bitmek (iş, olay vb.).
2. Başka tarafa dönmek, yolunu değiştirmek, dolanıp geçmek/gelmek, dönüp gelmek.
3. Defolmak.
4. Çekilmek, çekilip gitmek.
sowurmak 1. Savurmak, savurup temizlemek.
2. Savurmak, gereksiz yere harcamak.
soýmak 1. (Kabuğunu) soymak.
2. Kesmek (koyun, keçi vb.).
sögüşmek 1. Karşılıklı olarak birbirine kötü söz söylemek, küfürleşmek.
2. Karşılıklı olarak birbirine gönül kırıcı sözler söylemek.
söhbet Sohbet, konuşma, hasbıhâl.
söhbet etmek Sohbet etmek.
sökmek 1. Sökmek.
2. Birçok yeri dolaşmak, bir şey aramak maksadıyla çok yol yürümek.
sönmek Sönmek.
söwda Ticaret, alış veriş.
söwer Sevgili.
söweş Savaş, mücadele.
söweş etmek Savaşmak.
söweşmek Savaşmak, mücadele etmek.
söwmek Sevmek.
söýgi Sevgi, aşk, sevda.
söýgüli Sevgili, yâr, yavuklu.
söýlemek Söylemek, demek.
söýmek Sevmek.
söz 1. Söz.
2. Kelime.
söz gatmak Birine bir şey diyerek söze başlamak, konuşmak, sohbet etmek.
sözen Kumda yetişen dik gövdeli, iğne yapraklı bodur bir ağaç.
sözlemek Konuşmak, bahsetmek.
sözlük Sözlük.
stadion Stat.
stakan Bardak.
stil Yöntem, tarz, usul, stil, üslûp.
stol Masa.
student Öğrenci, talebe (daha çok fakülte ve yüksek okullarda okuyanlar için kullanılır).
stul Sandalye.
sudur 1. Slûet, şekil, görüntü, karaltı, gölge.
2. Boy, endam.
3. İz, eser.
sulfat Sülfirik asidin tuzu veya esteri; sülfat.
sumka Çanta.
sungat Sanat.
supra Sofra.
surat 1. Fotograf, resim, tablo.
2. Şekil, görünüş, slûet.
surnukmak Çok yorulmak, takatı kaçmak.
sussupeslik Keyifsizlik, neşesizlik, moral bozukluğu.
sust Keyifsiz, huzursuz, içine kapalı, durgun.
suw Su.
suwly 1. Sulak.
2. Sulu.
sülgün Sülün.
süllermek Susuzluk veya sıcaktan kurumak (bitki için).
sülmüremek Başını öne eğip fazla konuşmadan oturmak, süzülmek.
sülmüreşmek Hep birlikte baş eğip konuşmadan oturmak, süzülmek.
süňk Kemik.
süpürmek 1. Süpürmek.
2. Silmek.
süri Sürü.
sürmek 1. Götürmek, kımıldatmak, hareket ettirmek, yürütmek, sürmek.
2. (Çift) sürmek.
sürünmek 1. Hareket etmek, ilerlemek, sürünmek.
2. Saldırmak, çarpmak, vurmak.
sütem Baskı, zulüm, eziyet.
süýji Tatlı, lezzetli.
süýnmek 1. Uzanmak.
2. Hızlıca geçip gitmek, uçmak.
3. Çakmak (şimşek).
süýremek Sürümek, sürüklemek.
süýrenmek Sürünmek, sürünerek yürümek.
süýşmek Yavaşça hareket etmek, kımıldanmak.
süýt Süt.
süýtçi Sütçü.
süýüm Lif, tel, iplik.
süzmek Süzmek.
sygmak Sığmak.
sygynmak Sığınmak, yardım dilemek.
sygyr İnek.
sykylyk Islık.
sylag 1. Saygı, hürmet.
2. Mükâfat, ödül.
sylamak 1. Saygı göstermek, hürmet etmek.
2. Acımak, merhamet etmek.
sylmak 1. Silmek.
2. Sürmek, çalmak (bir şeyin yüzüne).
syn etmek 1. Kontrol etmek, gözden geçirmek.
2. Dikkat etmek.
3. Dikkatle bakmak, süzmek.
syn¹ Kontrol, gözden geçirme, dikkat etme.
syn² Etek.
syna 1. Sine.
2. Beden, vücut, endam.
3. Organ, uzuv.
synag 1. Deney, tecrübe, deneme.
2. İmtihan, sınav.
synamak Denemek, sınamak.
syndyrmak Kırmak, parçalamak.
synlamak 1. Gözlemek, izlemek.
2. İncelemek, gözden geçirmek, kontrol etmek.
3. Dikkat etmek.
synmak Kırılmak, parçalanmak.
sypal Saman, sap.
sypalamak Sıvazlamak, okşamak.
sypamak Sıvazlamak, okşamak.
sypat 1. Şekil, biçim, görünüş.
2. Huy, tabiat, karakter.
sypaýy Edepli, ağırbaşlı, kibar.
sypdyrmak 1. Elinden kaçırmak.
2. Bir sırrı açıklamak, ifşa etmek.
3. Azat etmek, serbest bırakmak.
sypmak Kurtulmak, kaçmak.
syr Sır, muamma.
syrat Suret, şekil, dış görünüş, boy bos, kılık kıyafet.
syrça Cama benzeyen soğuk ve saydam cilâ; emay.
syrdam 1. Uzun, dik.
2. Uzun boylu.
syrdaş Sırdaş.
syrly Sırlı, esrarengiz.
syrmak 1. Sıyırmak, silmek, süpürmek (bir şeyin yüzünü).
2. Kazımak (sakal vb.).
3. Bıçak, kılıç gibi şeyleri kabından/kınından çıkarmak.
4. Dolaşıp durmak, gezinmek.
syryk Sırık.
syrylmak 1. Bir şeyin örtüsü açılmak.
2. Kazınmak (saç, sakal vb.).
3. Sıyrılmak, sıyrılıp düşmek.
syýahatçy Seyyah, gezgin.
syýasat Siyaset.
syýasatçy Siyasetçi, politikacı.
ş.m. vb.
şa 1. Şah.
2. Çar.
şabaz Kahraman, yiğit.
şabram Dökülmüş, saçılmış (saç, yaprak vb.).
şadyýan Şen şakrak, mutlu.
şagal Çakal.
şägirt 1. Talebe, öğrenci.
2. Kalfa, çırak.
şaha Dal, budak.
şahalak Çok dalı, dallı budaklı (ağaç).
şäher Şehir.
şahs Şahıs, kişi.
şahyr Şair.
şaly Pirinç.
şan Şan, şöhret.
şapak Şafak, tan kızıllığı, fecir.
şärik Ortak, iş ortağı.
şärik bolmak Ortak olmak, katılmak.
şarpyk Sille, tokat, dayak.
şat Şen, neşeli, mutlu, şat.
şat bolmak Şad olmak, mutlu olmak, sevinmek.
şatlanmak Şad olmak, mutlu olmak, sevinmek.
şatlyk Sevinç, mutluluk.
şatlykly Mutlu, sevinçli, memnun.
şaty Gazap, öfke, hiddet, kızgınlık.
şaý 1. Süs, ziynet.
2. Hazırlık, tertibat.
şaý-sep 1. Ziynet.
2. Çeyiz.
şaýat Şahit.
şaýat bolmak Şahit olmak, görmek.
şaýlanmak 1. Güzel elbise giyinmek, süslenmek, ziynet eşyası takınmak.
2. Süslenmek, bezenmek.
3. Yol hazırlığı görmek, hazırlanmak.
şekil Şekil, biçim, görünüş.
şekilli Gibi.
şelpe Türkmen kadınlarının kullandıkları bazı ziynet eşyalarının alt kısmına halkalarla takılan süsler (Bazı şairler zaman zaman ağaç yapraklarını da bu isimle anmaktadırlar).
şem Mum.
şemal Rüzgâr, yel.
şenbe Cumartesi.
şepagat Merhamet, esirgeme, koruma.
şepe Dost, ahbap, arkadaş.
şer 1. Şer, kötülük.
2. Kavga, çekişme, niza.
3. Savaş, cenk.
şerigat İslâm dinine ait kurallar bütünü; şeriat.
şert 1. Şart.
2. Vaat, ahit, verilen söz.
3. Karar, anlaşma, sözleşme.
şert etmek Karar vermek, karara bağlamak, kararlaştırmak.
şetdaly Şeftali.
şeý bk. şeyle.
şeýda Şeyda, aşktan çılgına dönmüş, mecnun.
şeýle Şöyle, böyle, öyle, onun gibi.
şeýlelikde Böylece, sonunda, böylelikle.
şeýtmek Şöyle/böyle yapmak, bu şekilde yapmak.
şindi Şimdi, bu gün, hâlen, daha.
şindiz bk. şindi.
şir Arslan.
şire Özsu, usare, şıra.
şirin Şirin, tatlı, hoş, güzel.
şo O, bu, şu.
şo ýer Şura.
şol 1. O, bu, şu.
2. İşte.
şol arada O sırada.
şol sebäpli O yüzden, bu sebeple, onun için.
şolar Onlar.
şonça O kadar.
şonda 1. O sırada, o anda.
2. Onda.
3. Orada.
şondan 1. Ondan.
2. O zamandan, o günden.
şor 1. Tuz.
2. Tuzlu, çorak.
şorta söz Nükte, espri.
şowa Dar görüşlü/düşünceli.
şowhun 1. Gürültü.
2. Coşkunluk, coşku.
şöhle Işık, şûle.
şöhrat Şöhret, nam, ün.
şu 1. Şu.
2. Bu.
şu ýer Şura.
şular Şunlar.
şully Ağrılı ve akıntılı (göz).
şum 1. Kötü.
2. Uğursuz, şom.
şumluk 1. Tatsızlık, üzüntü.
2. Talihsizlik.
şunça O kadar, o derece.
şunlukda Bununla birlikte, böylelikle.
şübhe Şüphe, kuşku.
şübhesiz Şüphesiz, kuşkusuz.
şükür Şükür.
şükür etmek Şükretmek, hamd etmek.
şybyk Nargile, çubuk.
şybyrdamak Şıpırdamak.
şygyr Şiir.
şygyrýet Şiiriyet, şiirsellik.
Tâ.
tabak Tabak, çanak.
tabşyrmak 1. Vermek, devretmek.
2. Nasihat etmek, öğüt vermek.
3. Tavsiye etmek, tavsiyede bulunmak.
tabyn Tâbi.
tabyn bolmak Tâbi olmak, bağlanmak, birinin kontrolü altına girmek.
tabyn etmek Zorlamak, zora koşmak.
tabyt Tabut.
täç Taç.
tagam Lezzet, tat.
taglymat Talimat, yönerge.
tagma 1. Damga.
2. İz, belirti.
tagt Taht.
tagta Tahta, ahşap.
tagzym  
tagzym etmek Selâm vermek, selâmlamak.
Täjik Tacik.
takal Manasız, boş, yersiz (söz).
takat 1. Sabır, tahammül.
2. Derman, güç, takat.
takat etmek Sabretmek, dayanmak, tahammül etmek.
tal Söğüt.
talaň Yağma, talan.
talaňçy Yağmacı, talancı.
tam Ev, mesken, dam.
tama Ümit.
tama etmek Ümit etmek, ummak, beklemek.
tamakin 1. Ümitli, ümit eden.
2. Heves eden, hevesli.
tamdyr 1. Tandır.
2. Fırın.
tämiz Temiz.
tanalmak 1. Bilinmek.
2. Tanınmak.
tanamak 1. Bilmek, haberdar olmak.
2. Tanımak.
tanatmak Tanıtmak, takdim etmek, tanıştırmak.
Taňry Allah, Tanrı.
tanyg Şahit, tanık.
tanyş Tanıdık, bildik, tanış, aşina.
tanyş etmek Tanıştırmak.
tanyş-biliş Tanıdık, bildik.
tanyşmak Tanışmak.
tap 1. Hâl, durum.
2. Güç, kuvvet.
tapawut Fark, ayırım.
tapawutlanmak Farkedilmek, ayrılmak, dikkati çekmek.
tapawutly Farklı, özgün, ilgi çekici.
taplamak 1. Su vermek (çelik).
2. Dayanıklı kılmak, çelikleştirmek.
3. Dayanıklılığı artmak, daha dayanıklı olmak, çelikleşmek.
tapmak Bulmak.
tapylmak Bulunmak.
tapyşmak 1. Kavuşmak.
2. Buluşmak, görüşmek.
tar 1. Tel, kiriş.
2. Kıl, tüy, saç teli.
tär Usul, metot, yöntem, yol.
tarap¹ Taraf, yan.
tarap² -a/-e doğru.
taraz Irmak veya kanalın suyunun bölündüğü yer, su bölünme yeri.
tartmak 1. Çekmek.
2. Bir şeyi germek.
taryh Tarih.
taryhy Tarihî.
taryp Övgü, medih.
taryp etmek Övmek, methetmek.
taryplamak Övmek, methetmek.
tas Az kalsın, neredeyse.
täsin 1. Harika, şahane.
2. Muhteşem, görkemli.
3. Garip, tuhaf, şaşırtıcı.
täsir Tesir, etki.
täsir etmek Tesir etmek, etkilemek.
täsirli Tesirli, etkili.
taşlamak 1. Atmak, fırlatmak.
2. Bırakmak, terketmek.
Tatar Tatar.
tawuş Ses.
taý¹ Denk, benzer, bedel, eş, çift olan şeylerin her biri.
taý² Taraf, yan, civar.
taýak 1. Değnek, sopa.
2. Asa, baston.
taýmak Kaymak.
taýpa Aşiret, kabile, oymak.
taýýar Hazır.
taýýarlanmak Hazırlanmak.
taýýarlanylmak Hazırlanılmak.
taýýarlyk Hazırlık.
taýyn Hazır.
täze 1. Taze.
2. Yeni.
täzelenmek Tazelenmek.
tebigat Tabiat.
tebigy Tabiî, doğal.
tebsiremek Susamak, susuzluktan dudağı kurumak.
tegelek Yuvarlak, değirmi, toparlak.
Teke Bir Türkmen oymağı.
teke Teke.
tekje Kap kacak koymak için duvarın yüzüne oyularak yapılan seki; raf, dolap.
teklip Teklif, öneri.
telbe Deli, çılgın.
telefon Telefon.
telefon awtomat Otomatik telefon makinesi.
telefon etmek Telefon etmek.
telegramma Telgraf.
telim 1. Birkaç.
2. Defalarca, tekrar tekrar, çok.
telpek Kalpak.
ten Vücut, gövde, ten.
ter Taze.
ters 1. Yanlış, uygunsuz.
2. Karşı, zıt.
3. Geçimsiz, uyumsuz, aksi.
tersine Tersine, aksine.
tertip-düzgün 1. Kural, kaide.
2. Düzen, tertip, nizam.
teselli Teselli, avunma.
tesmek Çekilmek, gerilemek.
teşne Susuz.
tigir Tekerlek, teker.
tikin Dikiş.
tikmek Dikmek.
til Dil.
tilki Tilki.
tilsim Sır, giz.
tip Tip, biçim.
tire Aşiret, kabile, oymak.
tiredeş Aynı kabileden olan.
tisgindirmek İrkiltmek, irkilmesine sebep olmak.
tisginmek İrkilmek, silkinmek, titremek.
tiz Tez, çabuk, hızlı.
toba Tövbe, pişmanlık.
toba eýlemek Tövbe etmek.
togdary Büyük toy kuşu.
tohum Tohum.
tokaý Orman.
tokga Topak.
tolgundyryjy Heyecanlandırıcı.
tolgunmak Heyecanlanmak.
tolkun Dalga.
tolkun atmak Dalgalanmak.
tomus Yaz.
top Top (silâh).
topar 1. Grup, kısım.
2. Yığın, küme.
toplamak Derlemek, toplamak.
toprak Toprak, yer.
topuk Topuk.
topulmak Atılmak, hücum etmek.
tor¹ Ağ (balık için).
tor² File.
toraňňy Sepetçi söğüdü.
torgaý Çayır kuşu, toygar.
towlamak Bükmek, kıvratmak, burmak, çevirmek, döndürmek.
towuk Tavuk.
towusmak Atlamak, sıçramak, hoplamak.
toý Düğün, toy, şenlik, şölen, ziyafet.
toý etmek Düğün etmek.
toz Toz.
töhmet İftira, töhmet.
tör (Evde) baş köşe.
töre Saygın kişi.
tötänden Rastlantı sonucu, tesadüfen.
tötänlik Rastlantı, tesadüf.
töwerek 1. Civar, çevre, etraf.
2. Ortalık.
traktor Traktör.
tribuna 1. Kürsü.
2. Tribün.
trolleýbus Troleybüs.
tukat Kaygılı, gamlı, keyifsiz, üzgün.
tumşuk 1. Hayvanların ağız ve burun kısmı.
2. Yüz (insan için).
tupan Kasırga, tipi.
turmak Kalkmak.
tut Dut.
tutaşmak Tutuşmak, ateş almak, yanmak.
tutdurmak 1. Tutturmak, kavratmak.
2. Tutturmak, yakalatmak.
3. Tutuklatmak, hapsettirmek.
4. Bir tarafa doğru hızlıca gitmek.
5. Tutturmak, yapıştırmak.
tutmak 1. Tutmak, kavramak.
2. Tutmak, yakalamak.
3. Kaplamak, örtmek, bürümek.
4. Çevirmek, yönünü değiştirmek.
5. Tutmak, kiralamak.
6. Kurmak, yapmak, inşa etmek.
7. Asmak, germek.
tutulmak 1. Tutulmak, kavranmak.
2. Tutulmak, yakalanmak.
3. Örtülmek, kaplanmak.
4. Tutulmak, kiralanmak.
5. Kurulmak, yapılmak, inşa edilmek.
6. Sulanmak, su verilmek.
7. Yöneltilmek, doğrultulmak.
tutunmak Kendisi için bir şey edinmek.
tutuş Tam, tamam, bütün.
tümmek Tümsek.
tüpeň Tüfek.
türkana Basit, yalın, sade, saf.
Türkmen Türkmen.
türme Ceza evi, hapishane.
tüsse Siyah duman, duman.
tüwdürmek Birini veya bir şeyi hızla yuvarlayıp bırakıvermek.
tüweleý Kasırga.
tüýnük 1. Çadırda kullanılan uzun ve ince ağaçların tepede birleştiği yuvarlak kısım.
2. Ev.
tüýs 1. Hakikî, gerçek, asıl.
2. Tıpatıp, aynı, tıpkı, tam.
tyg Kılıç, bıçak vb. şeylerin uzayıp giden keskin ucu.
tylla Altın.
tymsal Sembol, simge, örnek, timsal.
Uç.
uçgun Kıvılcım.
uçmak Uçmak.
uçramak 1. Rastlamak, karşılaşmak.
2. Uğramak, maruz kalmak.
uçurmak Uçurmak.
uçursyz Çok, pek çok, çok çok, haddinden fazla.
ugradylmak Gönderilmek, yollanmak.
ugramak Gitmek, yollanmak, yola çıkmak/düşmek.
ugrunda Hakkında, için.
ugur 1. Mecra, yatak, rota, yol.
2. Yön, cihet, istikâmet.
3. Zaman, vakit, an.
uka batmak Uykuya dalmak.
uklamak Uyumak.
uky Uyku.
ukyp Kabiliyet, yetenek.
ukyply Kabiliyetli, yetenekli.
ukypsyz Kabiliyetsiz, yeteneksiz.
ulalmak Büyümek, gelişmek.
ulanmak Kullanmak, faydalanmak.
ulanylmak Kullanılmak, faydalanılmak.
ullakan 1. Büyük, iri.
2. Oldukça iri, çok büyük.
3. Önemli, faydalı.
ultimatum Ültimatom.
ulumsylyk Kendini beğenmişlik, kibirlilik.
uly Ulu, büyük.
umman Büyük deniz.
umuman Umumiyetle, genellikle.
umumy Genel, umumî.
umyt Ümit, umut.
umyt etmek Ümit etmek, ummak, ümitlenmek.
umytly Umutlu.
un Un.
unamak Onaylamak, tasdik etmek.
unutmak Unutmak.
ura Hurra!
ura-ura Vura vura.
urmak 1. Vurmak, çarpmak.
2. (Kurşun) atmak, vurmak.
3. Kendini bir şeyin içine atmak, hızla girip gitmek, dalmak.
urşujy Savaşçı, dövüşçü.
urug Uruk, soy, sülâle.
urunmak Çırpınmak.
uruş 1. Savaş.
2. Kavga, döğüş.
3. Çarpma, çarpış, vurma, vuruş.
uruşmak 1. Savaşmak.
2. Kavga etmek, dövüşmek.
ussa Usta.
ussat 1. Usta, mahir.
2. Üstat.
usul Metot, usul, yöntem, tarz, yol.
usul bilen Yavaşça, sessizce, sessiz bir şekilde.
uşak Ufak, küçük.
utanmak Utanmak, çekinmek, sıkılmak.
utgaşdyrmak 1. Birleştirmek, bağlamak.
2. Denkleştirmek.
utgaşdyrylmak 1. Birleştirilmek, bağlanmak.
2. Denkleştirilmek.
utmak 1. Kazanmak.
2. Yenmek.
3. Çıkarmak, atmak, gidermek (yorgunluk).
uwlamak Ulumak.
uýa Kız kardeş.
uýalmak Utanmak.
uýgun Uygun.
uýmak 1. Uymak.
2. İnanmak.
uzak 1. Uzak, ırak.
2. Uzun.
uzalmak 1. Uzamak.
2. Uzun sürmek, uzun müddet devam etmek.
uzamak Uzamak.
uzatmak 1. Uzatmak.
2. Süresini uzatmak.
3. Uğurlamak.
4. Yollamak, göndermek.
uzyn Uzun.
uzynlyk Uzunluk.
üç Üç.
üçin İçin, dolayı, ötürü, yüzden, yüzünden.
üçünjiden Üçüncü olarak.
ülje Vişne.
ülke Yurt, ülke.
üm alyşmak İşaretleşmek, jest ve mimiklerle anlaşmak.
ümlemek İşaret etmek.
ümsüm Sessiz sedasız, suskun, durgun.
ümsümlik Sükût, sessizlik.
ümür Sis, duman, pus.
ünji 1. Kaygı, tasa, keder.
2. Endişe.
üns 1. Dikkat.
2. İlgi, alâka.
üpjün Yeterli, gerektiği kadar var olan.
ürkmek Ürkmek, korkmak.
üst Üst.
üstesine 1. Üstelik.
2. Bir şeyi başka bir şeyle değişirken fazladan verilen; üste.
üstünlik Üstünlük, gâlibiyet, başarı.
üşemek Üşümek.
üşütmek Titremek.
üwremek Sallamak.
üýşmek Toplanmak, yığılmak.
üýşürmek Toplamak, yığmak.
üýşüşmek Üşüşmek, toplanmak, birikmek.
üýtgemek Değişmek, başkalaşmak.
üýtgeşiklik Değişiklik.
üzmek 1. Yolmak, koparmak.
2. Yırtmak.
3. Kesmek.
üzülmek 1. Kopmak.
2. Kesilmek.
üzüm Üzüm.
wada Vaat, verilen söz, taahhüt.
wada bermek Söz vermek.
wagon Vagon.
wagşy 1. Vahşi, yırtıcı.
2. Vahşî, zalim, vicdansız.
wagt Vakit, zaman, an.
wagtal-wagtal Zaman zaman, arada sırada, bazen.
wagtlap … vakitten/zamandan beri.
wagtlaýyn 1. Geçici olarak.
2. Geçici.
wah Vah, ah!
waka Vak’a, olay, hadise.
walla Vallahi.
wasp 1. Tasvir, anlatım.
2. Övgü, medih.
wasp etmek 1. Anlatmak, tasvir etmek.
2. Övmek, methetmek.
watan Vatan, yurt.
we Ve.
wekil 1. Delege.
2. Temsilci.
welaýat 1. Vilâyet.
2. Eyalet.
weli Veli, ermiş.
weli Fakat, ama, lâkin, ancak, yalnız.
welin bk. veli.
wepa Vefa.
wepaly 1. Vefalı, vefakâr, sadık.
2. Faydalı, hayırlı, iyi.
wepat Vefat, ölüm.
wepat bolmak Vefat etmek, ölmek.
wesýet 1. Nasihat, öğüt.
2. Vasiyet.
weý Vay!
weýran Viran, yıkık, harap.
weýran bolmak Yıkılmak, harap olmak, mahvolmak.
weýran etmek Yıkmak, harap etmek, mahvetmek.
weýran eýlemek Yıkmak, harap etmek, mahvetmek.
wezir Vezir.
wyşka Kule.
wyždan Vicdan, insaf.
ýa 1. Ya, veya, yahut.
2. Yoksa.
ýa da 1. Ya da.
2. Yoksa.
ýada düşmek Hatırlanmak.
ýada salmak Hatırlamak.
ýadamak 1. Yorulmak.
2. Usanmak, bıkmak.
ýadaw Yorgun, bitkin.
ýadawlyk Yorgunluk, bitkinlik.
ýadygär bk. yadığärlik.
ýadygärlik Yadigâr, anı, hatıra.
ýagdaý 1. Durum, hâl, vaziyet.
2. Takat, güç, mecal, derman.
ýagdyrmak Yağdırmak.
ýaglyk 1. Şal.
2. Baş örtüsü.
ýagmak Yağmak.
ýagmyr 1. Yağmur.
2. Yağış.
ýagny Yani.
ýagşy 1. İyi, güzel.
2. İyi kalpli.
ýagşylyk İyilik, güzellik.
ýagşylyk etmek İyilik etmek, iyilikte bulunmak.
ýagty 1. Işık.
2. Parlak, aydınlık.
ýagtylmak Açılmak, aydınlanmak.
ýagtylyk 1. Işık.
2. Neşe, sevinç, coşku.
3. Özgürlük.
ýagy Düşman, hasım.
ýagyr Yağır.
ýagyş Yağmur, yağış.
ýaka 1. Kıyı, kenar.
2. Yaka.
ýakmak¹ 1. Yakmak (ateş).
2. Yakmak (lâmba vb.).
3. Bir şeyin ısısı/acısı güçlü tesir etmek.
4. İncitmek, ağrıtmak.
ýakmak² Su vermek/içirmek, suya kandırmak.
ýakmak³ Beğenmek, hoşuna gitmek.
ýakut Mavi veya yeşil renkli kıymetli taş; yakut.
ýakymly Hoş, tatlı, sevimli.
ýakymsyz Sevimsiz.
ýakyn Yakın.
ýalak bk. yalı.
ýalak Köpeğe yal veya su verilen kap.
ýalan Yalan.
ýalaňaç Çıplak.
ýalbarmak Yalvarmak.
ýaldyramak Işıldamak, parıldamak, ışık saçmak.
ýalkym Parıltı, ışık.
ýalkym salmak Işık saçmak, parıldamak.
ýallanmak 1. Yallanmak, yiyecek verilmek (köpeğe).
2. Geçindirilmek, beslenmek.
ýallaýjy 1. Yallayan, yiyecek veren (köpeğe).
2. Geçindiren, besleyen.
ýalmamak 1. Verilenin hepsini yemek, silip süpürmek.
2. Silip süpürmek, ne var ne yoksa hepsini yok etmek.
ýalňyş Yanlış, yanlışlık, hata.
ýalňyş- Yanılmak, hata etmek.
ýalňyz Yalnız, tek, bir.
ýalpyldamak Işık saçmak, parıldamak.
ýaly Gibi, kadar.
ýalyn 1. Alev.
2. Ateş.
ýamamak Yamamak.
ýaman Kötü, fena.
ýamanlyk Kötülük, fenalık.
ýan Yan, taraf.
ýaň Yankı, aksiseda.
ýaňa 1. Yana, tarafa.
2. Ötürü, yüzünden.
ýaňadan Yeniden, tekrar.
ýaňadandan bk. yaňadan.
ýaňak Yanak.
ýanaşmak Yanaşmak, yaklaşmak.
ýandak Gövdesi dikenli, küçük ve kırmızı çiçekli bir bitki.
ýandyrmak Yakmak.
ýangynly Acılı, etkili, yanık.
ýaňky Az önceki, deminki
ýaňlanmak Yankılanmak.
ýanmak 1. Yanmak, tutuşmak.
2. Yanmak, ışık vermek.
3. Güneşten yanmak (deri).
4. Eziyet/azap çekmek.
5. Üzülmek, tasalanmak, kaygılanmak.
ýaňramak Lüzumsuz konuşmak, boş konuşmak, gevezelik etmek.
ýaňy 1. Yeni.
2. Yakında, yakın zamanda, yeni, az önce, demin.
ýaňyja bk. yaňı.
ýanýoldaş Karı kocadan her biri; eş.
ýap Ark, kanal, su yolu, dere yatağı.
ýaplanmak Dayanmak, yaslanmak.
ýapmak 1. Örtmek, kapamak, kapatmak.
2. Giydirmek (elbise).
3. Durdurmak, önüne set çekmek.
4. (Tandıra ekmek) kapamak, çarpıp yapıştırmak.
ýaprak Yaprak.
ýapy Tepe, tepeye benzer yüksek yerlerin sırtı.
ýapýaňy Az önce, biraz önce, demin.
ýapyşdyrmak 1. Yapıştırmak, tutturmak.
2. Birçok şeyin hepsinin üstünü bir seferde örtmek.
ýapyşmak Yapışmak, sıkıca tutmak.
ýar Yâr, sevgili.
ýara Yara.
ýaradan Yaratan, Allah.
ýaradylmak Yaratılmak.
ýaradylyş Yaratılış.
ýarag 1. Silâh.
2. Araç gereç, alet, cihaz.
ýaraglanmak 1. Silâhlanmak.
2. Gerekli araç gereçlerle donanmak.
ýaraly Yaralı.
ýaramak Yaramak, faydalı olmak, uygun gelmek, uymak.
ýaran Yakın dost, yaran.
ýaraşmak¹ Yakışmak, uygun düşmek.
ýaraşmak² Barışmak, uzlaşmak.
ýaraşyk¹ Yaraşık, uygunluk, yaraşma.
ýaraşyk² Barış, barışma.
ýaratmak Yaratmak.
ýarçyk Yarık, çatlak.
ýarmak 1. Dalamak.
2. Yarmak.
ýary Yarı, yarım.
ýary gije Gece yarısı.
ýarym Yarı, yarım.
ýaryş Yarış, müsabaka, yarışma, rekâbet.
ýaryş etmek Yarış etmek, yarışmak.
ýaryşmak Yarışmak.
ýas Yas, matem.
ýasalmak Yapılmak, meydana getirilmek.
ýasamak Yapmak, meydana getirmek.
ýasanmak Bir şeyi kendisi için yapmak.
ýassanmak Dayanmak, yaslanmak.
ýassyk Yastık.
ýasy 1. Yassı, yayvan.
2. Semiz, tombul.
ýaş¹ Yaş; yaşanan ömür müddeti.
ýaş² Yaş; göz yaşı.
ýaş³ 1. Genç.
2. Yeni.
ýaşamak Yaşamak, ömür sürmek.
ýaşaýyş Hayat, yaşayış.
ýaşlyk Gençlik, delikanlılık.
ýaşmak (Güneş) batmak.
ýaşuly 1. Yaşlı, ihtiyar.
2. Sözü dinlenen ve kendisine hürmet edilen kimse.
ýaşyl Yeşil.
ýaşylbaş Ördekgillerden, tüyleri mavi, beyaz, siyah, kahverengi -erkeğinin başı yeşil- renkli bir yaban ördeği; yeşilbaş.
ýaşyrmak Gizlemek, saklamak.
ýat etmek Anmak, hatırlamak.
ýat¹ 1. Zihin, hafıza.
2. Hatır.
ýat² Yabancı, yad, başkasına ait.
ýatda saklamak Hatırda tutmak, unutmamak.
ýatdan çykarmak Unutmak.
ýatdan çykmak Unutulmak, hatırdan çıkmak.
ýatlama 1. Hatıra, anı.
2. Anma, hatırlama.
ýatlamak Hatırlamak, anmak, yad etmek.
ýatlanmak Hatırlanmak.
ýatlanylmak Hatırlanılmak.
ýatlatmak Hatırlatmak.
ýatmak 1. Yatmak, uzanmak.
2. Durmak.
3. Kesilmek.
ýatyr 1. Yatıyor.
2. (Yerde) duruyor.
3. Durur.
ýatyrmak 1. Durdurmak, sona erdirmek, bitirmek.
2. Yatıştırmak.
3. Yatırmak, uyutmak.
ýaýdanmak 1. Acele etmemek, gecikmek, oyalanmak.
2. Tereddüt etmek, ikirciklenmek, çekinmek.
ýaýkamak Sallamak.
ýaýla 1. Yayla.
2. Çayır, çayırlık.
ýaýlag Yayla.
ýaýlamak Yaylamak.
ýaýmak Dağıtmak, yaymak, saçmak.
ýaýnamak 1. Refah/bolluk içinde yaşamak.
2. Lezzet/tat almak, sefa sürmek, eğlenmek.
3. Yayılmak, uzamak, uzayıp gitmek.
ýaýradyjy Yayıcı, yayan, yaygın hâle getirici, yagın hâle getiren.
ýaýramak Yayılmak, dağılmak, saçılmak, yaygınlaşmak.
ýaýratmak 1. Yaymak, dağıtmak, yaygınlaştırmak.
2. (Kök) salmak.
ýaýylmak Dağılmak, yayılmak, saçılmak.
ýaz Bahar.
ýazgarmak 1. Günahlı/suçlu saymak, suçlamak.
2. Ceza vermek, cezalandırmak.
ýazmak Açmak, belli etmek, bir şeyin gizliliğini ortadan kaldırmak.
ýazmak¹ Yazmak, kaydetmek.
ýazmak² Yazmak, sermek, döşemek, açmak.
ýazyk 1. Kabahat, suç.
2. Günah.
ýazylmak¹ Yazılmak, kaydedilmek.
ýazylmak² Yayılmak, serilmek.
ybarat İbaret.
ýedi Yedi.
ýedi ölçäp bir kesmek Yedi ölçüp bir biçmek; bir konuda çok ayrıntılı düşünmek, inceden inceye düşünmek.
ýegen Yeğen.
ýegençi Kız yeğen.
ýeke Bir, tek, yalnız, yalnız başına.
ýeke öz Yalnız kendi, kendi/tek başına.
ýekelik Yalnızlık, tek olma.
ýekesiremek Yalnızlık çekmek, kendisini yalnız hissetmek.
ýekşenbe Pazar (gün).
ýel Yel, rüzgâr.
ýele sowurmak Yele vermek, boş yere harcamak, savurmak.
ýelek Kuşların kanadında bulunan ve uçmaya yarayan kalın eksenli tüy; telek.
ýelken Yelken.
ýelmemek Yapıştırmak, tutturmak.
ýelmeşmek Yapışmak.
ýelpemek Yellemek, yelpazelemek.
ýeň Yen (elbise için).
ýene 1. Yeniden, tekrar.
2. Yine.
ýeňil Kolay, sade, basit, hafif.
ýeňilmek Yenilmek, mağlûp olmak.
ýeňiş 1. Gâlibiyet.
2. Zafer.
ýeňlemek Azalmak, hafiflemek, ağırlığı gitmek.
ýeňmek Yenmek, mağlûp etmek.
ýer 1. Yer.
2. Yer yüzü, dünya.
3. Toprak.
ýer almak 1. Yer almak.
2. Hesaba katılmak, kabul edilmek, dikkate alınmak.
ýer etmek Yer etmek.
ýer ýüzi Yer yüzü, dünya.
ýerden Yersiz, sebepsiz, boş yere.
ýerden ýörän 1. Hepsi.
2. Büyük küçük herkes.
ýeri 1. Hadi, haydi!
2. Ha!
ýeser 1. Kurnaz, sinsi, her yere sokulabilen.
2. Sinsice, kurnazca.
3. Usta, mahir, becerikli.
4. Etkili, tesirli.
ýetginjek Yeni yetme.
ýetim Yetim.
ýetip gelmek 1. Hücum etmek.
2. Yaklaşmak.
ýetirmek 1. Ulaştırmak, eriştirmek, yetiştirmek.
2. Teslim etmek, götürmek.
ýetişmek Yetişmek, büyümek, olgunlaşmak.
ýetmek 1. Yetmek, kâfi gelmek.
2. Yetişmek, erişmek, ulaşmak, ermek.
yglan İlân, duyuru.
ygşyldamak Hışırdamak.
ygtyýar 1. İcazet, izin.
2. İhtiyar, karar.
ygtyýar etmek Hükmetmek.
yhlas 1. Gayret, çaba, azim.
2. İtina, özen.
3. Heves.
yhlas etmek Gayret etmek, çabalamak.
ýigdelmek Gençleşmek, gencelmek.
ýigit 1. Genç, delikanlı.
2. Yiğit, kahraman, bahadır.
ýigrenç İğrenç, tiksindirici.
ýigrenmek İğrenmek, tiksinmek.
ýigrimi Yirmi.
ýiti Keskin.
ýitirmek Yitirmek, kaybetmek.
ýitmek Yitmek, kaybolmak.
yk 1. Rüzgârın estiği yön.
2. Evin rüzgâr almayan tarafı.
ykbal Talih, kader, baht, ikbal.
ykdysady İktisadî, ekonomik.
ykjam 1. Sağlam, metin.
2. Çalışkan, gayretli, azimli, hamarat.
ykrar Vaat, verilmiş söz, ahit.
ykrar etmek Kabul etmek, onaylamak.
ylahy İlâhî.
ylaýta da Özellikle, özellikle de.
ylgamak Koşmak, koşarak yürümek.
ylgaşmak Koşuşmak.
ylham İlham.
ylym İlim.
ymarat İmaret; yoksullara yardım amacıyla yapılmış çok odalı ev.
ymsynmak Ummak, ümitlenmek, ümit etmek.
ynam 1. İtibar.
2. İtimat, güven.
ynam etmek İtimat etmek, güvenmek, inanmak.
ynamsyzlyk Güvensizlik, emniyetsizlik.
ynanç 1. İnanç.
2. Güven, itimat.
ynanmak İnanmak, itimat etmek, güvenmek.
ynha İşte.
ynjalmak Teskin olmak, yatışmak, sakinleşmek, huzura kavuşmak, rahat etmek.
ynjalyksyz Kaygılı, rahatsız, huzursuz, bezgin, bıkkın.
ynjatmak Acıtmak, incitmek, kırmak, gücendirmek.
ynkylap İnkılâp, devrim.
ynsan İnsan.
ynsap İnsaf, vicdan.
ynsap etmek İnsaf etmek, insaflı davranmak.
ýod İyot.
ýoda Patika, biraz dar yol, yolak, yolcuk.
ýogalmak 1. Yok olmak, kaybolmak, yitmek.
2. Ölmek.
ýogsa Yoksa.
ýogsam bk. yoğsa.
ýok 1. Yok.
2. Hayır.
ýok bolmak Yok olmak.
ýok etmek Yok etmek.
ýokary Yukarı, üst.
ýol Yol.
ýol açmak Çığır açmak, yol açmak.
ýol almak 1. Yol almak.
2. Yoluna girmek.
ýol bermek 1. Yol vermek.
2. Öne sürmek.
ýolagçy Yolcu.
ýolbars Kaplan.
ýolboýy Yol boyu.
ýoldaş Arkadaş, yoldaş.
ýollamak Yollamak, göndermek.
ýolmak Yolmak.
ýom Dua, hayır dua.
ýomakçy Nüktedan, nükteci.
Yomut Bir Türkmen oymağının adı.
ýoň Soğuk algınlığı, grip.
ýorgan Yorgan.
ýow 1. Düşman.
2. Savaş.
ýowuz 1. Ağır, güçlüklerle dolu, sıkıntılı.
2. Şiddetli, sert.
ýowuz gün Kötü/kara gün.
ýöne 1. Parasız, bedava.
2. Boşuna, gereksiz, lüzumsuz.
3. Ama, fakat, ancak, lâkin.
ýönekeý 1. Basit, kolay, sade.
2. Alçak gönüllü.
ýör Duruyor, durur.
ýöredilmek 1. Çalıştırılmak, işletilmek.
2. Devam edilmek, kesintiye uğramadan yapılmak.
ýörelge 1. Gelenek, âdet, anane.
2. Yol, yöntem, metot.
ýöremek Yürümek, hareket etmek.
ýöretmek 1. (Fikir) yürütmek.
2. Çalıştırmak, işletmek.
ýörgünli Yaygın, çok bilinen (halk arasında).
ýörite Özel, hususî.
ýörmek Yürümek.
yraň atmak Sallanmak, sarsılmak, dengesini yitirmek.
yranmak Sallanmak, sarsılmak, ırgalanmak.
yrmak 1. İkna etmek, inandırmak.
2. Geçirmek.
3. Bir işi sonuçlandırıncaya kadar bırakmamak.
yrsaramak Sebepsiz yere çalışmak, boş yere çalışmak.
yrym Gelenek, görenek.
ys Güzel koku, rayiha, ıtır.
ysgamak Koklamak.
ysgyn Güç, kuvvet, takat.
ysly Güzel kokulu.
ysmak Hareket etmek/kımıldamak için gücü olmak.
ysnat Maskara, rezil, şerefsiz.
yssy 1. Sıcak.
2. Sıcak, sevgi dolu.
yşarat İşaret.
yşk Aşk, sevgi.
yşyk Işık.
yşyk salmak Işımak, ışık saçmak.
yşyklamak Bir şeyin aralığından gizlice bakmak, dikizlemek.
ýugrulmak Yoğrulmak.
ýuka 1. Yufka (yürek).
2. İnce.
ýummak Yummak.
ýumruk Yumruk.
ýumuş 1. İş, görev, ödev.
2. Ev ödevi.
ýumuş oglany Emir kulu.
ýurt Yurt, memleket.
ýuwa Baharda yetişen ve yenilen acımsı bir ot.
ýuwaş Yavaş, hafif, sessiz.
ýuwdunmak Yutkunmak.
ýuwdunyşmak Hep birlikte yutkunmak.
ýuwmak Yıkamak.
ýuwulmak Yıkanmak, yıkanılmak.
ýük Yük.
ýüklemek 1. Yüklemek, yük vurmak.
2. Yüklemek, yükümlülük altına sokmak, sorumlu tutmak.
ýüklet Yük hayvanı.
ýükletmek Yükletmek.
ýüksek Yüce, yüksek.
ýüň Yün.
ýüpek İpek.
ýüplük İplik.
ýürek Yürek, kalp.
ýürek etmek Cesaret etmek.
ýürekli Cesur, yürekli.
ýüwürmek Koşmak.
ýüwürtmek Germek, çekmek.
ýüz¹ 1. Yüz.
2. Kat, huzur.
ýüz² Yüz (sayı).
ýüzlenmek Yönelmek.
ýüzmek Yüzmek.
ýüzük 1. Yüzük.
2. Halka.
ýygmak Yığmak, toplamak.
ýygnak Toplantı.
ýygnamak Yığmak, toplamak, bir araya getirmek.
ýygnanmak Toplanmak, birikmek.
ýygşyrmak Saklamak, gizlemek.
ýygyn 1. Kalabalık, topluluk, güruh.
2. Ordu.
ýygyşmak Birlikte toplamak/yığmak, toplamakta/yığmakta yardımlaşmak.
ýykmak 1. Yıkmak, yenmek, mağlûp etmek.
2. Yıkmak, devirmek.
3. Yıkmak (gönül).
ýykylmak 1. Yıkılmak, devrilmek, düşmek.
3. Devrilmek, tahttan indirilmek.
ýyl Yıl, sene.
ýylan Yılan.
ýyldyramak Işıldamak, parlamak, parıldamak.
ýyldyrym Yıldırım, şimşek.
ýyldyz Yıldız.
ýylgyn Ilgın, ılgın ağacı.
ýylgyrmak Gülümsemek, tebessüm etmek.
ýylgyryşmak Sessizce gülüşmek, hep birlikte gülümsemek.
ýyllap … yıldır/yıldan beri.
ýyllyk Yıllık.
ýylpyldamak Parıldamak, ışıldamak.
ýyly 1. Sıcak, ılık.
2. Sıcak, müşfik, şefkatli.
ýylytmak Isıtmak.
yz 1. İz, geri, art, arka.
2. Eser, iz.
yzaly Acılı, ağrılı, sızılı.
yzarlamak 1. İzini sürmek, takip etmek.
2. Aramak.
yzlamak İzine düşmek, izini sürmek, takip etmek, arkasına düşmek, izlemek.
yzzatly İzzetli, aziz.
zäher Zehir.
zäherlemek Zehirlemek.
zähmet 1. Zahmet.
2. Emek.
3. İş, çalışma.
4. Azap, eziyet, cefa, işkence.
zal Salon.
zalym Zalim.
zaman 1. Vakit, zaman.
2. Devir, çağ.
zamana Zamane, çağ, devir.
žanr Usul, tarz.
zant Niyet, maksat, murat, amaç.
zar 1. Şikâyet, sızlanma.
2. İnleme, inilti.
3. Sıkıntı, yoksulluk.
4. Muhtaç olma.
zar bolmak Muhtaç olmak, ihtiyaç duymak.
zar etmek 1. Muhtaç etmek.
2. İnlemek, sızlamak, feryat etmek.
zarba Darbe, vuruş, saldırı, hücum.
zarp 1. Güç, hız.
2. Darbe, çarpma, vurma.
zaryn 1. İniltili.
2. Acıklı, hazin.
3. İnleyerek.
zarynlamak Sızlanmak, ağlamak, dert yanmak.
zarynlyk Sızlanma, dert yanma.
zat 1. Şey, nesne.
2. Eşya, varlık.
zaýalanmak 1. Boşa gitmek.
2. Yoldan çıkmak, bozulmak.
3. Bozulmak, tahrip olmak.
zehin 1. Kâbiliyet, yetenek, meleke.
2. Zekâ.
zehinli 1. Kâbiliyetli, yetenekli.
2. Zeki.
zemin 1. Dünya, yer yüzü.
2. Toprak, yer.
zenan Kadın.
zer Altın.
zerarly İçin, ötürü, yüzünden.
zerur Gerekli, zarurî.
zeruriýet Zaruriyet.
zeýrenmek Sızlanmak, şikâyet etmek.
zol Devamlı, sürekli, her zaman.
zolak 1. Şerit, çizgi, hat.
2. Bölge, mıntıka.
zomamak Yüklenmek, saldırmak, atılmak (bir şeyin üzerine).
zor 1. Kuvvet, güç.
2. Kuvvetli, güçlü.
zor etmek Güçlük çıkarmak, sıkıntı vermek, zora koşmak.
zordan Güçlükle, zorla.
zorluk 1. Zorbalık, cebir.
2. Güçlülük, kuvvetlilik.
zulmat 1. Güç hayat şartlarının yaşandığı devir, karanlık devir.
2. Karanlık.
zulum Zulüm.
žurnal Dergi.
zülp Zülüf.
zynat Ziynet, süs, süs eşyası.
zyňmak 1. Atmak, fırlatmak.
2. Sıçramak.
zyýanly Zararlı, zarar verici.
zyýat Üstün.

Sahypalar :    1   –  

One Response

  1. […] Türkmen – Türk… on Türkmen – Türk Sözlük…Türkmen Türkçesi on Çagalaryň her […]

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: